İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
Hikmet Damlaları – Kasım 2017 Hikmet Damlaları Full view

Hikmet Damlaları

Hikmet Damlaları – Kasım 2017

أَعُوذُبِاللّٰهِمِنَالشَّيْطَانِالرَّجِيمِ  ﴿﴾  بِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِالرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُلِلَّهِالَّذِيهَدَانَالِهَذَاوَمَاكُنَّالِنَهْتَدِيَلَوْلَاأَنْهَدَانَااللَّهُلَقَدْجَآءَتْرُسُلُرَبِّنَابِالْحَقِّ
صَلوُّا عَلىٰ رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.
صَلوُّا عَلىٰ شَفِيعِ ذُنُوبِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.
صَلوُّا عَلىٰ طَبِيبِ قُلُوبِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.

Beled Sûresi: 8-10. Âyet-i Kerimeler

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
(10)أَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِ (8) وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ (9) وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ

Cemaat-i Müslimîn, İhvan-ı Dîn!

Mevlâ Teâlâ Hazretleri sure-i Zâriyât’ta şöyle buyuruyor:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

“Ben, cinleri ve insanları ancak beni bilsinler ve bana ibâdet etsinler için yarattım.”1

İnsan şu dünyada durdukça Mevlâ Teâlâ ile beraber bulunduğunu ve Mevlâ Teâlâ ve Tekaddes hazretlerinin de kendisine, kendisinden daha yakın olduğu itikâdı üzere olarak, o huzura lâyık, son derece edeb ve saygı üzere yaşamaya gayret etmesi lazımdır.

Görmüyor musunuz ki Allah (celle celâluhû)  Kur’an-ı Kerim ve Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz vasıtasıyla, hep bizimle sohbet etmektedir. Bize emretmekte, bizi nehyetmekte, bize vaaz etmekte, bize misâller darbetmektedir. Bu sırrı anlayıp saygı ve edep üzere yaşayanlar,-Dünya her ne kadar mükâfat yeri değilse de- çok kere mükâfatlarından tadıyorlar. Günahkârlar ise -Dünya her ne kadar ceza yeri değilse de- bazı kere cezalarından tadıyorlar.

Cenab-ı Hak sure-i Ankebut’ta bunu şöyle açıklamaktadır:

وَقَارُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مُوسَى بِالْبَيِّنَاتِ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْأَرْضِ وَمَا كَانُوا سَابِقِينَ

Ve Karun’u ve Firavun’u (veziri olan) Haman’ı da helâk ettik. Gerçekten (andolsun ki) Musa (aleyhisselâm), onlara mucizeler ile gelmişti, fakat onlar yeryüzünde kibirlendiler (büyüklük tasladılar.) Allah’a (celle celâluhû) ve O’nun tarafından kendilerine tebliğ edilen emirlere bakmadılar. Ne emir dinlediler, ne yasak. Vaaz da kabul etmediler; halbuki onlar helâkin önüne geçiciler de olmadılar. Yani azaptan kurtulucu da olmadılar.2

فَكُلًّا أَخَذْنَا بِذَنْبِهِ فَمِنْهُمْ مَنْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِبًا وَمِنْهُمْ مَنْ أَخَذَتْهُ الصَّيْحَةُ وَمِنْهُمْ مَنْ خَسَفْنَا بِهِ الْأَرْضَ وَمِنْهُمْ مَنْ أَغْرَقْنَا وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

Biz de hepsini kendi günahıyla yakaladık; onlardan bazıları üzerine taş yağdıran bir kasırga (Rüzgâr -Hâsıb) gönderdik, onlardan bazılarını şiddetli bir ses (gürültü) yakalayıverdi, onlardan bazılarını yere batırdık, onlardan kimisini de suda boğduk. Allah Teâlâ (celle celâluhû) onlara zulmeder olmadı, fakat onlar kendi nefislerine zulmediciler oldular.3

İşte bu ayet-i kerimeler, saygı ve edebi terk edenlerin, dünyada çekmiş oldukları bazı cezaları haber veriyor.

Allah Teâlâ (celle celâluhû) kulu ile devamlı vaaz ve tenbih kaidesi üzeredir. Bugünkü sohbetimizi teşkil eden ayet-i kerimeler de O’nun yani Allah Teâlâ’nın kullarına verdiği vaazlardan, tenbihlerden birisidir. Sohbeti teşkil eden aşr-ı şerif sekizinci ayet-i kerimeden başlıyor. Ancak mevzuun iyi anlaşılabilmesi için, biz bundan evvelki sekiz ayet’in manasını da hülâsa edelim:

(2)لَا أُقْسِمُ بِهَذَا الْبَلَدِ (1) وَأَنْتَ حِلٌّ بِهَذَا الْبَلَدِ

Ey Rasûlüm! (sallallâhu aleyhi ve sellem) Sen bu beldeye konduğun, ikâmet eder olduğun halde, bu beldeye (Mekke-i Mükerreme’ye) yemin ederim.4

(4)وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ (3) لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي كَبَدٍ

Bir babaya (Adem aleyhisselâm’a) ve doğurduğu evlâdına da yemin ederim ki elbette muhakkak insanı meşakkat içinde yarattık.5

İnsan istediği kadar kendini meşakkatten kurtarmaya çalışsın çare yok Allah Teala’nın (celle celâluhû) buyurduğu olur. Mevla Teala insanı meşakkat içinde yaratmasıyla, hiç de hata etmiş değildir.

(5)أَيَحْسَبُ أَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ

Ol-din-i mübin-i İslâm’ı ve onun yardımcılarını yok etmeye çalışan (dinden mahrum adam) zannediyor mu ki O’na kimse ceza etmeye kâdir değildir?6

(7)يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُبَدًا (6) أَيَحْسَبُ أَنْ لَمْ يَرَهُ أَحَدٌ

Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimize düşmanlık eden (mağrur insan) der ki: Ben yığın yığın mal telef ettim (harcadım). Onu, kimsenin görmediğini mi zannediyor?7

Böylece, Sûre-i Celile’nin başlangıcındaki ayet-i kerimeleri söylemiş olduk, yani sözün başı anlaşılmış oldu. Şimdi sohbetin esas ayetlerine başlayalım:

أَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِ

(أَلَمْ نَجْعَلْ) Kılmadık mı, yapmadık mı, yaratmadık mı, vermedik mi? (لَهُ) O insana (عَيْنَيْنِ) iki göz.8

Dikkat edin! Herkese Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri, göz nimetini verdikten sonra, herkesi uyandırmak için ve kendisine verilen nimetlere karşı şükre davet etmek üzere: “Biz o insana iki göz vermedik mi?” buyuruyor.

Eğer insanda biraz insaf varsa “Verdin, verdin yâ Rabbî!” der ve Allah Teâlâ’nın bu nimetlerini kendine verdiğini tasdîk eder. Münkirler her ne kadar hiçbir şey kabul etmiyorlarsa da, mü’minler ve kalbinde gaflet olanlar itirâf ederek: “Verdin” derler.

İnsan niçin bu iyilikleri düşünüp takdir etmiyor? Niçin bu iyiliği yapan Allah Teâlâ (celle celâluhû) Hazretlerine kulluk etmiyor, minnettâr olmuyor? İnsan dünya ve ahirette gayet huzur üzere olsun için Allah Teâlâ’nın onlara meşrû kıldığı Din-i Mübîn-i İslâm uğrunda, niçin lâyıkı ile hizmet etmez?

İnsanoğlu neden çok kere sağa-sola yalpa vuruyor, niçin Mevlâ Teâlâ’yı unutuyor, bu dini niçin hakkıyla öğrenmeye çalışmıyorlar? Onu öğrenip sonra onun ile amel etmeye gayret etmiyorlar ve birbirlerini bu âlî (yüce) dinden haberdâr etmiyorlar?

Neden Emr-i bilma’ruf ve Nehy-i anil-münker’e hakkıyla riayet etmiyorlar? Mevlâ Teâlâ hazretlerinin bizlere vermiş olduğu bu göz nimetinin şükrünü böyle mi icrâ etmek lâzımdır? Bu sırrı bilen insan böyle mi hareket eder? Çok söylenecek sözler var. Bu büyük ve değer biçilmez nimetleri görmemezlikten gelmek, hiç de insana yakışmıyor…

وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ

(وَلِسَانًا) Dahi insana lisan vermedik mi? (وَشَفَتَيْنِ) Ve dahi iki dudak vermedik mi?9

Bunlar da ne büyük nimetlerdir. Eğer lisan olmasaydı, ağızdaki dil olmasaydı, insanın içinden çıkan ses hamuru ile harf, kelime, cümle ve sonra ibare kalıplarını yaparak, kalbindeki manayı karşısındaki insana ifade edebilir miydi?

Diliniz sallanmasaydı ve siz de konuşmak isteseydiniz nasıl konuşacaktınız? Dil sallanmayınca bu işte olmazdı. Yaratan Mevlâ Teâlâ, o lisana ne acayip hareketler verdi. Yirmi dokuz harfi okuyabilmesi için her bir harfin çıkacağı yer başkadır, yapılacak hareketler de başkadır. Meselâ Elif’i okuyacağı vakitte, Ba’da yapacağı hareketi yapsa, Elif olmaz. Ba’yı okuyacağı vakitte, Elif’de yapacağı hareketi yapsa, Ba olmazdı.

Bütün harfleri böyle düşünmek gerekir. Bir adamın ismini konuşmak için yapacağımız dudak hareketini başka bir ismi konuşmak için yapsak o isim olmazdı. Mesela Ahmed denileceği zaman, Mehmed ismi denilecek hareket yapılsa, Ahmed ismi olmaz. Mehmed denileceği zaman ise Ahmed denilecek hareket yapılsa, o zaman da Mehmed ismi olmazdı.

İnsanın içinde kelime hamuru var, ama onu dökecek lisan kalıbı olmazsa neye yarar. Konuşmak size kolay gelmesin. Cihan bir araya gelse, şu dilin konuştuğu gibi konuşan bir dil yapabilirler mi? Teypler, bantlar vesair ses nakil aletleri hep o dilden alıyorlar da naklediyorlar. Konuşan bir dilden alınmayan bir konuşmayı kim nakledebilir? Konuşma icad eden bir âlet henüz icad edilmedi, edilemez de. Ancak öyle bir âleti Allah (celle celâluhû) icad etmiştir ki o’da dildir.

Yine dünya bir araya gelse şu gözlerin gördüğü gibi görecek bir âlet yapabilirler mi? Ya iki dudak! Onlarda başka bir hüner sahibi; Üst dudak, alt dudak, kezâlik kulak.

Bir kimseye deseler ki: Türkiye’yi sana verelim, iki gözünü bize sat, razı olmaz. Dünyayı verelim desek yine razı olmaz. Dilini sat bize istediğini verelim, yine razı olmaz. Ben şahsen vermem. Elbette sizler de vermezsiniz. Sadece üst dudağını sat bize deseler, burnunu, yüzünden bir et parçasını sat bize deseler yine yok, yine yok. İnsanın bu vücudu o kadar pahalı uzuvlar ile donatılmıştır ki birini bile dünya bedelinde veremiyor.

Bu kadar pahalı nimetler ile bizi donatan Allah Teâlâ Hazretlerinin hatırı için, bu güzel dini kendi kârımıza olduğu halde hakkıyla icra edemiyoruz, hakkıyla icra edemediğimize de korkulur ki üzülemiyoruz.

İnsan, bu görülen uzuvlardan bir tanesini dünya karşılığında veremediği gibi, iç uzuvlarından da hiçbirini veremez. Bu sayılamaz nimetleri bizlere bedava ikrâm ettiği halde, yine kendi kârımız için dahi Mevlâ Teâlâ’ya karşı saygı ve edebimizi yerine getiremiyoruz. Haya etmek, utanmak lazımdır!

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyorlar:

وَلَا إِيمَانَ لِمَنْ لَا حَيَاءَ لَهُ

“Hayâsı olmayanın imanı yoktur.”10 Olsa bile sûrettir. Tamamen kâfirdir demeyelim amma, böyle buyruldu işte. Hayasız olan hakiki iman sahibi olmamıştır.

وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ

Ve biz insana bildirdik, beyan ettik, neyi? İki yolu, hak ve batılı, hayır ve şer yollarını.11  Bunların başka manaları da var.

Sure-i Dehr’de ise şöyle buyruluyor:

إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا

“Muhakkak ki biz ona (insana) hidayet yolunu beyan ettik (bildirdik);” ya şükredici olur (hayır yoluna girmekle), ya da küfredici olur (şer yoluna girmekle).12 Yani ya mü’min olur, veya kâfir olur. Neûzü billahi Teâlâ.

İşte okuduğumuz bu iki ayeti kerime arasında münâsebet vardır. Mevlâ (celle celâluhû) ne büyük nimetler saydı gördünüz mü? Yani biz o insana iki göz vermedik mi, bir lisan vermedik mi, iki dudak vermedik mi? Ki bunların değerleri ölçülemiyor, yine de insan bu iyilikleri takdir edip Rabbisine kulluğunu icrâ etmiyor. Etmediğine de hiç üzülmüyor. Halbuki Allah Teâlâ şu ayetinde beyan ettiği gibi şayet bu nimetleri bizden alacak olsa halimiz nice olurdu?

قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ اللَّهُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلَى قُلُوبِكُمْ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُمْ بِهِ….

(قُلْ) Habibim söyle! (أَرَأَيْتُمْ) Bana haber veriniz! (إِنْ أَخَذَ اللَّهُ) Eğer Allah Teâlâ hazretleri alsa idi (سَمْعَكُمْ) kulaklarınızı, (وَأَبْصَارَكُمْ) ve gözlerinizi (وَخَتَمَ عَلَى قُلُوبِكُمْ) ve kalplerinizin üzerine mühür basıverse (مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ) Allah’tan başka hangi ilâhtır? (يَأْتِيكُمْ بِهِ) Onları size getirecek.

Hulâsa: Mevlâ Teala soruyor, Habibim sen onlara (O inkâr eden Mekke müşriklerine) sor ki: “Bana haber verin bakayım! Şayet Allah (celle celâluhû) sizin kulaklarınızı alıverse, gözlerinizi alıverse, yani sizler sağır ve körler olsanız, kalplerinizi de mühürlese; Bu nimetleri tekrar size geri getirecek Allah’tan (celle celâluhû) başka hangi ilâhtır?13

Allah Teâlâ soruyor bize ve herkese: Bu ni’metleri alırsam, tekrar benden başka da geri vermeye kâdir kimse olmayınca, haliniz ne olur?

Sure-i Tâ-Hâ’nın şu ayet-i kerimelerinde ise şöyle buyruluyor:

وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى

“Her kim benim zikrimden yüz çevirirse, muhakkak onun için pek dar bir geçim (maişet) vardır. Ve O’nu kıyamet gününde kör olarak haşredeceğiz.”14

قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى وَقَدْ كُنْتُ بَصِيرًا

“(Allah Teala’nın zikrinden Kur’an-ı Kerim’den yüz çeviren şöyle der:) “Ya Rabbi beni niçin kör olarak haşrettin, (dirilttin.)Halbuki ben (dünyada iken) ziyade görücü idim.”15

قَالَ كَذَلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَلِكَ الْيَوْمَ تُنْسَى

“(Allah Teâlâ cevap verecek:) “Cezan böyledir. Sana ayetlerimiz geldi sen hemen unutuverdin. Bu günde sen öylece unutulursun.”16

Yani dünyada bizim ayetlerimizin tarafına bakmayıp unuttuğun gibi, şimdi de bu dehşetli mahşer gününde sana unutma muamelesi yapıyoruz. Rahmetimiz her tarafa taşacak, coşacak, fakat sen istifade edemeyeceksin. Sana ancak gazâb-ı İlâhiyemizden pay düşecektir.

Sure-i Necm’de ise:

فَأَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلَّى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا

“Ey Rasulüm! Bizim zikrimizden yüz çeviren ve dünya hayatından başkasını dilemeyen kimselerden yüz çevir.”17

Sadece dünya hayatını kast eden, ahireti tamamen arkaya atan kimselerle oturup kalkma, bulundukları tarafa bile bakma!

Bu beyanattan anlaşılıyor ki: Bir insan Kur’an-ı Kerimi öğrendikten sonra, düşünerek okuyup amel etmeye, kezâlik fıkıh mes’elelerini, akâid mes’elelerini, tasavvufî mes’eleleri bilip amel etmeye çalışırsa, hem dünyada mahzun olmaz ve hem de ahirette ebedi saadete ulaşır.

Şu ayet-i kerimenin sırrı ona tecelli eder:

وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي صَدَقَنَا وَعْدَهُ وَأَوْرَثَنَا الْأَرْضَ نَتَبَوَّأُ مِنَ الْجَنَّةِ حَيْثُ نَشَاءُ فَنِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ

Cennetlik olanlar şöyle derler: “Hamd O Allah Teâlâ’ya mahsustur ki: bize olan vaadini yerine getirdi ve bizi Cennet arazisine varis kıldı. Cennet’te dilediğimiz yere ikâmet ediyoruz. Güzel amel işleyenlerin mükâfatı ne iyi.”18

Ya Erhamerrahimîn, Ya Erhamerrahimîn, Ya Erhamerrahimîn! Bizi böyle kullarından eyle. Amîn!

تفكر سَاعَة خير من عبَادَة سنة أَو سِتِّينَ سنة

“Bir saat tefekkür etmek, bir senelik, veya altmış senelik nevâfil ibadetten daha hayırlıdır,”19  buyruluyor.

Tefekkür: Batıldan hakka intikâl etmektir. Yani yanlıştan doğruya geçmektir. Doğruyu bilmeye geçtikten sonra, amel ederse, o vakit tefekkürün hakkını vermiş olur. Tefekkür etse de yerinden sallanmasa, o tefekkürden bir şey çıkmaz ve bir şey sayılmaz.

Dön dolaş huzur-i kalb üzere din-i mübin-i İslâm’ı yerine getirmeliyiz. Beceremediğimiz vakit üzülmeliyiz ve Cenab-ı Hak’tan becermeyi istemeliyiz, ihtiyaç ellerimizi ona uzatmalıyız.

Ya Erhamerrahimin!
Ya Erhamerrahimin!
Ya Erhamerrahimin!

Tut elimizden, yardım eyle bize, kusurlarımızı affet.
Bundan sonra kusur işlemekten muhafaza eyle.
İlim, amel, ihlası cem etmeyi nasib eyle.
Gecmişlerimize rahmet eyle.
Dualarımızı fazlınla kabul eyle.

AMİN.

Dipnotlar

1- Zariyat Sûresi: 56
2- Ankebut Sûresi: 39
3- Ankebut Sûresi: 40
4- Beled Sûresi: 1-2
5- Beled Sûresi: 3-4
6- Beled Sûresi: 5
7- Beled Sûresi: 6-7
8- Beled Sûresi: 8
9- Beled Sûresi: 9
10- İbni Ebi’d-Dünya, Mekarimü’l-Ahlak, No: 111, 1/44. Hadisi şerifin senedinde ihtilaf olsa bile manası sahihtir.
11- Beled Sûresi: 10
12- Dehr (İnsan) Sûresi: 3
13- En’am Sûresi: 46
14- Taha Sûresi: 124
15- Taha Sûresi: 125
16- Taha Sûresi: 126
17- Necm Sûresi: 29
18- Zümer Sûresi: 74
19- Geniş tafsılat için bakınız: Iraki, Tahricü Ehadis’il-İhya, 1/1798. Aclûnî, Keşfü’l-Hafa, No: 1004, 1/310.