İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
İsmailağa Kürsüsünden – Eylül 2017 ismailaga-kursusunden Full view

İsmailağa Kürsüsünden – Eylül 2017

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ     بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينْ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلَهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينْ

إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا كَبِيرًا

Muhakkak bu Kur’an en doğru yola götürür.Yararlı iş yapan müminlere büyük ecir olduğunu, ahirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.1

مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدَهُ مِنْ نُحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أَدَبٍ حَسَن

Cemat-i Müslimîn İhvân-ı Dîn!

Allah Teâlâ’nın en büyük dostları olan ve bizlerin örnekleri olan başta Enbiya (aleyhimüssalâtu vesselâm) ve bütün enbiyanın başında Sultan’ül-Enbiya Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) olmak üzere Mevlâ’nın bütün dostlarının, geçmiş büyüklerimizin hepsinin müşterek bir derdinin (çok dertleri var da onlardan birinin) olduğunu görüyoruz.

Ey Müslümanlar! Bu dert nesil derdidir. Evlat, zürriyet derdidir. Peygamberlerin böyle bir endişe, böyle bir tasa, böyle bir dert taşıdığını Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinden görüyoruz. Allah Teâlâ’nın dostları olan Evliyanın da böyle, bu şekilde bir dert taşıdığını görüyoruz.

Babalar, anneler, dedeler, babaanneler olarak bizler de bu derdin sahipleri olmalıyız. Bizim de nesil endişesi diye bir endişemiz, yani neslimizin iman endişesi, neslimizin istikbali derken, istikbal ahirettir, yani cennet-cehennem endişesi taşımalıyız. Bu derdin sahipleri olmalıyız. Böylece bu büyüklerin peşinde, izinde, yolunda olmalıyız, olduğumuzu göstermeliyiz.

Bu meyanda okuduğum ayet-i kerimede Allah Teâlâ, (celle celâluhû) şöyle buyuruyor:

(إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ) Şüphesiz ki şu Kur’an, Kur’an-ı Kerim, Kur’an-ı Azîmüş’şân. (يَهْدِي) yol göstermektedir, ulaştırmaktadır, Ulaştırır, ulaştırabilir. Bu kuvvete sahiptir. Neye ulaştırır? Neyin yolunu gösterir? (لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ) En doğru olan şeyin yolunu gösterir. Neyin? Her şeyin. Her şeyde en doğrusu ne ise her şeyin en doğrusu ne ise, onu Kur’an-ı Kerim ortaya koyar, buyuruyor Allah Teâlâ. (يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ)

En doğru olan yol, baba isen babalığın en doğrusunu Kur’an-ı Kerim gösterir. Koca isen kocalığın en doğrusunu Kur’an-ı Kerim gösterir. Hoca isen en doğru hocalığı Kur’an-ı Kerim gösterir. Hacı isen hacılık, evlat isen evlatlık, tüccar isen tüccarlık. Aklınıza ne gelirse, hangi şeyin en doğrusunu merak ediyorsanız işte sizi ona Kur’an-ı Kerim ulaştırır buyuruyor.

En başta özet olarak “çok güzel bir kul olsam!” Öyle mi? Tamam adres, çare Kur’an-ı Kerim. “Çok güzel bir ümmet olsam”  Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) iyi bir ümmet olsam! İşte bunun yolunu Kur’an-ı Kerim gösteriyor.

“Cennetlik olsam” Kur’an-ı Kerim gösteriyor bunun yolunu. “Cehenneme düşmesem” İşte onu da Kur’an-ı Kerim gösteriyor. Yani (إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ) Şu Kur’an hiç şüpheniz olmasın ki ahlâka, anlayışa, itikada, adâba insanı ulaştırıyor. En doğruya kim meraklı ise o Kur’an’a muhtaçtır. En doğruyu merak eden Kur’an-ı Kerim’e müracaat etsin!

İşte evlatlarımız. Dede olanlar, torunlarımız. Ne istiyoruz biz? Benden daha a’la, daha ileri daha gayretli mü’min olsunlar, Müslüman olsunlar. Bunu istemeliyiz.

Ey Müslümanlar! Evlatlarımız hakkında bizim endişemiz rızıkla ilgili olmamalı. Çünkü memleketimizde hamdolsun, bugün, yarın ve yakın gelecekte açlık diye bir tehlike görünmüyor. Allah muhafaza buyursun bu konuda uzak bir tehlike bile görünmüyor. Ama siz olmayanı dert ediyorsunuz. Ne yiyecek, ne içecek, nasıl yaşayacak diye dert ediyorsunuz.

Ey Müslümanlar! Ama imansızlık, isyankarlık, ahlaksızlık, kötü kötü şeyler. Bu tehlike uzak değil, yakın ve sıcak bir tehlikedir. Yani sizin neslinizin dünyası değil, ahireti tehlikededir. Dünya şartları dünya yolunda gidiyor yani. Biz neslimizin öncelikle ahiretini, elbette ki bir baba ve dede olarak dünyasını da düşüneceğiz. Ama ikinci planda onu düşünmeliyiz. Ön planda ahiret olmalı, sonraki planda dünya olmalıdır. İşte eğer bu anlayışta olursak biz doğru bir babayız. Biz doğru bir dedeyiz. En doğru babayız, en doğru dedeyiz. Ama anlayışımız bu değil ise öylesine bir baba, öylesine bir dedeyiz biz demektir.

Şimdi bakınız, İbrahim (aleyhisselâm) Allah Teâlâ ayetinde(قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ) “O İbrahim size örnektir”2 buyuruyor. İbrahim (aleyhisselâm)’ı Allah Teâlâ örnek gösteriyor. İşte o İbrahim (aleyhisselâm) bakınız nasıl bir nesil endişesi taşıyor. Şahsen peygamberlerin kendilerinin bir ahiret korkusu yoktur. Yani onların akibetleri iyi olacaktır, hüsnü hatime sahibidirler, masumdurlar, kesin cennetliktir onlar.

Ama evlatları için böyle bir garanti yok. Yani peygamberin uşağısın, sen de peygamberle aynı muameleyi göreceksin, öyle bir şey yok. Peygamberin ümmeti misin, değil misin?  Bu peygambere ümmetlik yaptın mı, yapmadın mı? Bunun hesabı sorulur, bu sorunun cevabı aranır.

Şimdi İbrahim (aleyhisselâm) diyor ki;

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا الْبَلَدَ آمِنًا وَاجْنُبْنِي وَبَنِيَّ أَنْ نَعْبُدَ الْأَصْنَامَ

(وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا الْبَلَدَ آمِنًا) Ya Rabbi şu şehri emniyetli kıl. Öncelikle insan şahsının veya neslinin nerede yaşayacağına dikkat etmesi lazım. Orası emniyetli olması lazım. Emniyet yani güvenlikli olması lazım. Hangi açıdan? Öncelikle manevi açıdan. Yani burada dindar yaşanabilecek. Burası öyle bir ortam olmalı. Din yaşanabilecek burada. (وَاجْنُبْنِي وَبَنِيَّ أَنْ نَعْبُدَ الْأَصْنَامَ) Ya Rabbi, beni ve evlatlarımı, çocuklarımı putlara tapmaktan koru.3 İbrahim (aleyhisselâm)’ın puta tapacak durumu yoktur. Ama örnek olsun diye orada kendisini önce ifade ediyor. Esas evlatlar puta tapmasınlar. Onun için emniyetli bir belde seçiyor, onun için Beytullah’ı seçiyor, Mekke’i Mükerreme’yi seçiyor.

Sonra aşağıda devamında buyuruyor ki;

رَبَّنَا إِنِّي أَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُوا الصَّلَاةَ فَاجْعَلْ
أَفْئِدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوِي إِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ
مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

(رَبَّنَا إِنِّي أَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ) Ya Rabbi ben zürriyetimi ekini olmayan, verimi olmayan, münbit olmayan bir yere yerleştirdim. Bir vadi ki eksen bitmez. Çünkü mübarek taşlık, kayalık bir yer. Yani (عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ) Senin hürmetli evinin yanına zürriyetimi yerleştirdim diyor. Bak putlara tapmamak için böyle yapıyor, yoksa kuru kuruya duayla bu olmuyor. İcraat gerekiyor. İbrahim (aleyhisselâm) Şam-ı Şeriften kalkıyor, hanımı Hacer ve oğlu İsmail (aleyhimesselâm)’ı getiriyor. Münbit olmadığını beyan ettiği o yere onları yerleştiriyor. Orada ekmek yok, aş yok, iş yok. Niye peki yerleştiriyorsun buraya? Ne var burada peki? (عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ) Senin kıymetli evin var ya Rabbi! Ekmek yok, aş yok ama senin evin burada diyor.

Peki ne için koydun bunları buraya? (رَبَّنَا لِيُقِيمُوا الصَّلَاةَ) Ya Rab namazlarını hakkıyla kılsınlar. Ya Rab ne olur namazlarını hakkıyla kılsınlar! Derde bak, namazlı olmak. Ondan sonra buyuruyor ki (فَاجْعَلْ أَفْئِدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوِي إِلَيْهِمْ) Ya Rab sen insanların kalplerini onlara meylettir onları sevdir. Sonra (وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ) Bak önce namaz derdi, sonra ya Rabbi sen onları sebze meyvelerle de rızıklandır4 diyor. Yani o da bir ihtiyaç ama sonraki planda, ikinci planda, ön planda değil!

Biraz aşağıda ayette buyuruyor ki; (رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلَاةِ) Ya Rab, beni namazı kılanlardan eyle.5 Ve zürriyetimi de namaz kılanlardan eyle! İbrahim (aleyhisselâm)’ın namaz kılanlardan olduğuna hiç şüphe yok. Ama nesil endişesi taşıyor. Neslinin namazını dert ediyor İbrahim (aleyhisselâm). Başka çok ayetler okuyabilirim ama zamanımız müsait değil.

Demek ki bu derdi biz de taşımalıyız. Neslimizin iman, irfan, ahlak, edep, takva, ibadet hususlarının dertlisi olmalıyız. Yani neyin derdini taşıdığımıza, gönüllerimizdeki dertlere iyi bakmak lazım. Derdimiz bu olmalıdır.

İşte bu meyanda bizim de derdimiz, tabi başta şahsımız olmak üzere peşinden bizim neslimizin de Allah Teâlânın has bir kulu, Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in iyi bir ümmeti olması olmalıdır.

Ey Müslümanlar! Evlatlarımızı bizden daha âla, biz olamadık, biz bu kadar olduk. Bizim çoluk-çocuğumuz bizden daha ileri Müslüman olması için gece gündüz çalışmalıyız. Kalplerimiz bu dertle kavrulmalıdır Kalplerimiz bu dertle, din derdiyle kavrulmalıdır.

Bu dert seni kurtarır bi iznillâhi Teâlâ. Eğer icraatın yoksa bile belki inşallah derdinle bile kurtulursun! Ama icraat yok, derdin de yoksa o zaman ne diyebiliriz ki?

Okuduğumuz hadîs-i şerifte Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki;

مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدَهُ مِنْ نُحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أَدَبٍ حَسَن

(مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدَهُ) Bir baba, anne, babaanne, dede evladına torununa bir armağanda bulunmuş olamaz, (مِنْ نُحْلٍ) bir armağan, bir iyilik yapmış olamaz. (أَفْضَلَ مِنْ أَدَبٍ حَسَن) güzel, üstün bir ahlaktan anne ve baba, dede ve babaanne çocuğuna İslam ahlakından daha güzel bir hediye vermiş olamaz.6  İşte mesele bu, dert bu, hedef bu, dava budur. Bunun için Kur’an-ı Kerim’e bakınız!

Kur’an-ı Kerim’de Lokman (aleyhisselâm)’dan bahsediyor Allah Teâlâ mesela. Onun evladına olan nasihatlerinden bahsediyor. İsa (aleyhisselâm)’ın anneannesinden bahsediyor Allah Teâlâ. İsa (aleyhisselâm)’ın annesi Meryem validemizle ilgili olarak. Kızlarımız için Hazreti Meryem ne güzel bir örnektir. Erkeklerimiz için bütün Allah’ın dostları ne güzel örneklerdir. Kur’an-ı Kerim’e baktığımız zaman en doğru olanı hiç şüphesiz göreceğiz.

1  İsra Sûresi, 9
2  Mümtehine Sûresi, 4
3  İbrahim Sûresi, 35
4  İbrahim Sûresi, 37
5  İbrahim Sûresi, 40
6  Tirmizi, el-Birr ve’s-Sıla: 33, No: 1952, 4/338.