İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
Hikmet Damlaları – Ağustos 2017 Hikmet Damlaları Full view

Hikmet Damlaları

Hikmet Damlaları – Ağustos 2017

KAFİRLERİ VE ONLARLA İŞBİRLİĞİ YAPANLARI DOST EDİNMEYİN

أَعُوذُبِاللهِمِنَالشَّيْطَانِالرَّجِيمِبِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِالرَّح۪يمِ
اَلْحَمْدُلِلَّهِالَّذِيهَدَانَالِهَذَاوَمَاكُنَّالِنَهْتَدِيَلَوْلَاأَنْهَدَانَااللَّهُلَقَدْجَآءَتْرُسُلُرَبِّنَابِالْحَقِّ
صَلوُّا عَلىٰ رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.
صَلوُّا عَلىٰ شَفِيعِ ذُنُوبِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.
صَلوُّا عَلىٰ طَبِيبِ قُلُوبِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.

Âli İmran Sûresi: 118-120. Âyet-i Kerimeler

بسم الله الرحمن الرحيم

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدُّوا مَاعَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ (811) هَاأَنْتُمْ أُولَاءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّهِ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوا آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ الْأَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ (911) إِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ (021)

(يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا) Ey mü’minler! Dinlediniz ya, beni duydunuz ya, beni bulduran ayetleri okudunuz ya, size rabbiniz olarak emrediyorum. (لَا تَتَّخِذُوا) tutmayın (بِطَانَةً) dost (مِنْ دُونِكُمْ) sizden başkasından. Yani sizin dininizde olmayanlardan dost edinmeyin. Bu mes’eleyi şu ayetler de açıklıyor:

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ (51) فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَنْ تُصِيبَنَا دَائِرَةٌ فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِنْ عِنْدِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَى مَا أَسَرُّوا فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ

(Sûre-i Mâide, ayet 51-52)

(يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا) Ey iman edenler! (لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ) Yahudileri ve Hıristiyanları dost ittihaz etmeyin.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تُطِيعُوا الَّذِينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرِينَ بَلِ اللَهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِرِينَ

(Sûre-i Âli İmran, ayet: 149-150)

(يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا) Ey iman edenler! (إِنْ تُطِيعُوا) eğer itaat ederseniz (الَّذِينَ كَفَرُوا) küfredenlere (يَرُدُّوكُمْ) sizi reddederler yani çevirirler (عَلَى أَعْقَابِكُمْ) ökçeleriniz üzere (فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرِينَ) zarar ediciliğe dönersiniz. (بَلِ اللَّهُ) Doğrusu, Allah Teâlâ Hazretleri (مَوْلَاكُمْ) sizin Mevlânızdır (وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِرِينَ) ve o Mevlâ, yardım edicilerin en hayırlısıdır. Onu nasıl bırakırsınız da, başka dostlar edinirsiniz.

(Sûre-i Mâide ayet: 51-52) devamı:

(بَعْضُهُمْ) onların bazısı (أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ) bazısının dostudur (وَمَنْ) her kim ki (يَتَوَلَّهُمْ) onları dost eder (مِنْكُمْ) sizden (فَإِنَّهُ) muhakkak o (مِنْهُمْ) doğrudan doğruya onlardandır, Yahudilerden ve Hıristiyanlardandır. Bu ayet-i celileden anlaşılıyor ki bizden olmayanlar, onlara benzeyenlerdir. Onları dost edince, onlara itaat etmeniz icab eder ve onlara itaat etmekle ne belâlar doğar. (إِنَّ اللَّهَ) Muhakkak Allah Teâlâ Hazretleri (لَا يَهْدِي) hidayet etmez (الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ) zalim kavimleri.

فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَنْ تُصِيبَنَا دَائِرَةٌ فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِنْ عِنْدِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَى مَا أَسَرُّوا فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ

(فَتَرَى) Habibim! Sen görürsün (الَّذِينَ) ol kimseler ki (فِي قُلُوبِهِمْ) onların kalplerinde vardır (مَرَضٌ) hastalık (يُسَارِعُونَ) musabaka edercesine koşuyorlar (فِيهِمْ) onların cemaatına (يَقُولُونَ) diyor oldukları halde (نَخْشَى) biz korkuyoruz (أَنْ تُصِيبَنَا) bize isabet etmekliğinden (دَائِرَةٌ) bir daire, bir felâket.

Yani; Galibiyetin onlara geçmesinden korkarız. Yani şimdi galibiyet Müslümanlardadır, amma belki ilerde onlara geçer diye korkuyoruz da onlar tarafından görünüyoruz. Tâ ki onlardan böyle bir felaket gelmesin. Böylece, Allah Teâlâ’ya su-i zan etmiş oluyorlar.

Hulâsa; kalplerinde maraz olan kimseleri sen görürsün ki o kafirlerin içinde koşar dururlar ve “bize bir felaket isabet etmesinden korkarız” derler.

(فَعَسَى) umulur ki (اللَّهُ) Allah Teâlâ Hazretleri (أَنْ يَأْتِيَ) getirir (بِالْفَتْحِ) fethi (أَوْ) yahut (أَمْرٍ) bir işi (مِنْ عِنْدِهِ)kendi indi ilâhisinden (فَيُصْبِحُوا) sabahlarlar (عَلَى مَا) o şey üzere ki (أَسَرُّوا) gizlediler (فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ) nefislerinde (فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ) pişman olucular olarak.

Hülâsa; Umulur ki Mevla Teâlâ Hazretleri bir fetih, bir zafer veya kendi nezdinden bir emir getirir de onlar, kendi nefislerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar. O seni çiğnettirir mi? Amma, ne zaman ki onlarla dost olursun O da, seni onların çizmesinin altına sokar. Göreyim sizi! Millet ağzını açmış bekliyor. Yani millet, ilimden geri kalmaları sebebiyle ağızlarını açmış hoca bekliyorlar. Nereye gidiyorsanız mutlaka dinin talibini buluyorsunuz. O halde, okuyun, ilerleyin.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ أَوْلِيَاءَ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ اتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ

(Sûre-i Mâide, ayet: 57-58)

(يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا) Ey iman edenler! (لَا تَتَّخِذُوا) ittihaz etmeyin (لَّذِينَ) ol kimseleri ki (اتَّخَذُوا) ittihaz ettiler (دِينَكُمْ) dininizi (هُزُوًا) maskaralık (وَلَعِبًا) oyuncak (مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ) sizden önce kendilerine kitap verilenleri (وَالْكُفَّارَ)ve diğer kafirleri (أَوْلِيَاءَ) dostlar (وَاتَّقُوا اللَّهَ) Allah’dan korkun (إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ) eğer gerçek mü’minlerseniz.

(وَإِذَا نَادَيْتُمْ) birbirinizi çağırdınız zaman (إِلَى الصَّلَاةِ) namaza (اتَّخَذُو) ittihaz ettiler (هَا) o namazı (هُزُوًا) maskaralık (وَلَعِبًا) oyuncak (ذَلِكَ) bu da (بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ) akılları çalışır kimseler olmadıklarındandır.

Mümtehine Sûresinin ilk ayet-i celilesindeyse Cenâb-ı Hak (celle celâluhû) şöyle buyuruyor:

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ تُلْقُونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءَكُمْ مِنَ الْحَقِّ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَإِيَّاكُمْ أَنْ تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ رَبِّكُمْ….

(يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا) Ey iman edenler! (لَا تَتَّخِذُوا) ittihaz etmeyin (عَدُوِّي) benim düşmanımı (وَعَدُوَّكُمْ) ve sizin düşmanınızı (أَوْلِيَاءَ) dostlar (تُلْقُونَ) ilka ediyorsunuz (إِلَيْهِمْ) onlara (بِالْمَوَدَّةِ) sevgi, yani onlara mü’minlerin haberlerini ve sırlarını vermekle (وَقَدْ كَفَرُوا) halbuki küfrettiler (بِمَا جَاءَكُم) size gelene (مِنَ الْحَقِّ) Kur’an’dan (يُخْرِجُونَ) çıkıyorlar, (الرَّسُولَ) peygamberi (وَإِيَّاكُمْ) ve sizi (أَنْ تُؤْمِنُوا) iman ettiniz diye (بِاللَّهِ) Allah’a (رَبِّكُمْ) rabbiniz olan.

Hülâsa: Ey müminler! Benim düşmanlarımı ve düşmanlarınızı dostlar edinmeyin. Siz onlara sevgi yolluyorsunuz. Halbuki onlar, Kur’an’dan size geleni inkar ettiler. Rabbiniz olan Allah’a (celle celâluhû) iman ettiniz diye, sizi ve peygamberi (yurdundan) çıkarıyorlardı. Daha neyi yapacaklar da düşman olduklarını anlayacaksınız. Bir insan onların hakkıyla düşman olduğunu anlarsa, onlardan hiçbir nişan kendi üzerinde bırakmaz. Onlardan bir nişan bırakmayan adamda dostunu, düşmanını bildirmiştir. Onun dostu, Allah Teâla Hazretleri ve onun dostlarıdır. Düşmanıysa, o kafirlerdir. Değilse delidir, şuursuzdur.

Ayetimize gelelim.

Niçin onları yani sizden olmayanları dost edinmeyin biliyor musunuz?

(لَا يَأْلُونَكُمْ) size noksan etmiyorlar (خَبَالًا) fesatlık bakımından, yani Mevlâdan ayırıcılık hususunda (وَدُّوا) sevdiler (مَا) ol bir şeyi ki (عَنِتُّمْ) size meşakkat verecek, yani sizin meşakkat çekmenizi, belâlara düşmenizi sevdiler. Daha bunların dostluğundan ne anlıyorsunuz? (قَدْ بَدَتِ) zahir oldu (الْبَغْضَاءُ) buğz (مِنْ أَفْوَاهِهِمْ) ağızlarından (وَمَا) hangi buğz ki (تُخْفِي) gizliyor (صُدُورُهُمْ) kalpleri (أَكْبَرُ) daha büyüktür. (قَدْ بَيَّنَّا) muhakkak çok beyan ettik (لَكُمُ) size (الْآيَاتِ) ayetleri (إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ) eğer aklınızı çalıştırıyorsanız.

Hülâsa: Ey mü’minler! Sizden olmayanlardan dost tutmayınız. Size, sizden olmayanlar fesatlık bakımından hiç noksanlık etmiyorlar; ellerinden geleni yapıyorlar ve sizin meşakkat çekmenizi seviyorlar. Buğz ağızlarından zahir oluyor. Fakat kalplerinde gizledikleri buğz, ağızlarında zahir olandan daha büyüktür; Eğer aklınızı çalıştırıyorsanız, biz beyan ettik. Gördünüz mü? Bütün fenalıklar onlara dostluktan başımıza geliyor.

تَوَدُّ عَدُوِّي ثُمَّ تَزْعَمُ أَنَّنِي أُحِبُّكَ

“Sen benim düşmanımı seviyorsun, sonra da, zannediyorsun ki ben seni severim.”

Yani ey benim düşmanlarımı seven mü’minler! Zannediyorsunuz ben sizi seviyorum, siz düşmanınızı seveni sever misiniz? Ben nasıl seveyim?

Yani aklınızı çalıştırın, onlar sizi kat’iyyen mağlub edemezler, siz onların modalarına uymadıkça. Eğer uyarsanız, siz onlara ilka etmiş oluyorsunuz, beni dinlememiş oluyorsunuz. Onların lisanlarına hürmet etmek, -öğrenmeyin demiyorum amma- bu tehditlerin altına girer.

(Sûre-i Âli İmran Ayet: 119)

(هَا) Tenbih ediyorum (أَنْتُمْ) size (أُولَاءِ) siz onlarsınız ki (تُحِبُّونَ) seviyorsunuz (هُمْ) onları (وَلَا يُحِبُّونَكُمْ) onlar ise sizi sevmiyor. Bundan daha büyük avanaklık var mı? (وَتُؤْمِنُونَ) inanıyorsunuz (بِالْكِتَابِ) kitaba (كُلِّهِ) hepsine. Onlar, sizin kitaplarınıza inanmıyor (وَإِذَا لَقُوكُمْ) sizinle karşılaştıkları vakit (قَالُوا) derler (آمَنَّا) biz iman ettik (وَإِذَا خَلَوْا) kendi aralarında kaldıkları vakitte (عَضُّوا) ısırırlar (عَلَيْكُمُ) sizin aleyhinize (الْأَنَامِلَ) parmaklarının uçlarını (مِنَ الْغَيْظِ)gazaplarından dolayı. Yani size o kadar kızıyorlar ki parmaklarını, ellerini yiyecekler.

Hülâsa: Ey mü’minler! Siz o kimselersiniz ki onlar sizi sevmezler, siz onları seversiniz, onlar sizin kitaplarınıza inanmazlar, siz onlarınkine inanırsınız. Sizinle karşılaşınca inandık derler, amma kendi kendilerine kaldıklarında ise sizin aleyhinizdeki gayzlarından dolayı, parmaklarının uçlarını ısırırlar.

(قُلْ) Habibim söyle ki: (مُوتُوا) ölünüz (بِغَيْظِكُمْ) gayzınızla (إِنَّ اللَّهَ) muhakkak Allah Teâlâ Hazretleri (عَلِيمٌ) bilicidir (بِذَاتِ الصُّدُورِ) sadırlarda olanı.

Hülâsa: Habibim onlara de ki: “Gayzınız ile ölünüz.” Muhakkak Allah Teâlâ Hazretleri sadırlarda olanı bilicidir.

(Sûre-i Âli İmran Ayet: 120)

(إِنْ تَمْسَسْكُمْ) Eğer size ulaşırsa (حَسَنَةٌ) bir iyilik, zafer, galibiyet (تَسُؤْهُمْ) onları kötü eder (وَإِنْ) eğer (تُصِبْكُمْ) size isabet ederse (سَيِّئَةٌ) bir kötülük (يَفْرَحُوا) ferahlanırlar (بِهَا) o kötülük ile.

Hülâsa: Size bir iyilik geldiği vakitte o, onları çok kötü ediyor, hiç dayanamıyorlar ona. Amma size bir fenalık dokunsa, gözleri aydın oluyor.

(وَإِنْ تَصْبِرُوا) Eğer sabrederseniz, dini mübini islâm’ın ölçülerini muhafaza etmekte (وَتَتَّقُوا) emirlerini tutup yasaklarından kaçmakla takva da olursanız (لَا يَضُرُّكُمْ) size zarar vermez (كَيْدُهُمْ) onların hileleri (شَيْئًا) hiçbir şey

Hülâsa: Eğer dini mübin-i islâm’ın tatbikine sabrederseniz, itikadda bulunursanız, Mevla’ya karşı saygınızı muhafaza ederseniz, onların hileleri size hiç zarar vermez.

(إِنَّ اللَّهَ ) Muhakkak Allah Teâlâ Hazretleri (بِمَا) ol bir şeyleri ki (يَعْمَلُونَ) işliyorlar (مُحِيطٌ) kaplayıcıdır.

Hülâsa: Din-i mübin-i islâm’a çalışalım, hizmet edelim. Düşmanların korkusundan mükedder olmayalım, kederlenmeyelim. Onlardan korkmayalım da, bizim onlara aldanmamızdan korkalım. Düğünlerimizi onların düğünlerine benzetmek, evlerimizi onların evlerine benzetmek, bizi yıkar. Onlardan ne kadar uzak durursak, Cenab-ı Hak bizi himaye edecektir.

(Sûre-i enfal, ayet: 65-66)

يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِنِينَ عَلَى الْقِتَالِ إِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ وَإِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُوا أَلْفًا مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ (65) الْآنَ خَفَّفَ اللَّهُ عَنْكُمْ وَعَلِمَ أَنَّ فِيكُمْ ضَعْفًا فَإِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ وَإِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ أَلْفٌ يَغْلِبُوا أَلْفَيْنِ بِإِذْنِ اللَّهِ وَاللَّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ

(يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ) Ey Peygamber! (حَرِّضِ) Teşvik et (الْمُؤْمِنِينَ) mü’minleri  (عَلَى الْقِتَالِ) savaş üzere (إِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ) eğer sizden olursa (عِشْرُونَ صَابِرُونَ) sabredici yirmi kişi (يَغْلِبُوا مِائَتَيْن) iki yüz kişiye galip gelirler (وَإِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ) eğer sizden olursa (مِائَةٌ) yüz kişi (يَغْلِبُوا) galip gelirler (أَلْفًا) bin kişiye (مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا) küfredenlerden (بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ) çünkü onlar gerçeği anlamayan bir kavimdir. (الْآنَ) şimdi (خَفَّفَ اللَّهُ عَنْكُمْ) Allah (celle celâluhû) sizden hafifletti (وَعَلِمَ) bildi ki (أَنَّ فِيكُمْ) muhakkak sizde var (ضَعْفًا) zayıflık (فَإِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ) eğer sizden olursa (مِائَةٌ صَابِرَةٌ) sabredici yüz kişi (يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ) iki yüze galip gelirler (وَإِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ) eğer sizden olursa (أَلْفٌ) bin kişi (يَغْلِبُوا أَلْفَيْنِ) iki bine galip gelirler (بِإِذْنِ اللَّهِ) Allah’ın izniyle (وَاللَّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ) Allah sabredicilerle beraberdir.