İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
Hikmet Damlaları – Haziran 2017 Hikmet Damlaları Full view

Hikmet Damlaları

Hikmet Damlaları – Haziran 2017

أَعُوذُبِاللهِمِنَالشَّيْطَانِالرَّجِيمِبِسْمِاللّٰهِالرَّحْمٰنِالرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُلِلَّهِالَّذِيهَدَانَالِهَذَاوَمَاكُنَّالِنَهْتَدِيَلَوْلَاأَنْهَدَانَااللَّهُلَقَدْجَآءَتْرُسُلُرَبِّنَابِالْحَقِّ

صَلوُّا عَلىٰ رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.

صَلوُّا عَلىٰ شَفِيعِ ذُنُوبِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.

صَلوُّا عَلىٰ طَبِيبِ قُلُوبِنَا مُحَمَّدٍ: اللهم صل على سيدنا محمد وعلى آل سيدنا محمد.

Müzzemmil Sûresi: 1-6. Âyet-i Kerimeler

بسم الله الرحمن الرحيم

يَاأَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ (1) قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا (2) نِصْفَهُ أَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا (3) أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا (4) إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا (5) إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْئًا وَأَقْوَمُ قِيلًا

Bu Sûre-i Celile, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hazretlerine, en evvel inen Sûrelerden biridir. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Beytullah’a iki saatlik mesafede olan Hira dağındaki bir mağarada, tenha olarak Rabbisine ibadetle meşgul olurdu. Bir kere yine ibadetle meşgul iken, (يَا مُحَمّدُ أَنْتَ رَسُولُ اللّهِ) “Ya Muhammed! Sen Rasulullahsın!”1 Hitabı ona erdi. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu sesi işitince hayret etti, sağa baktı, sola baktı kimseyi göremedi. Yukarı bakınca, Cebrâil (aleyhisselâm)’ı çok heybetli, çok azemetli, sanki yerle gök arasını dolduruyor şekilde gördü. Meleğin kendi şekliyle görünüşü, Efendimize (sallallâhu aleyhi ve sellem) dehşet verdi. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) titredi, eve geldi, “beni örtün,” dedi. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) örtüsüne bürünmüş yatıyordu ki, Cibrîl’i Emin vahiy getirdi. Ayeti kerime’de bunu anlatıyor.

(يَاأَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ) Ayeti Kerimenin başındaki (يا) harfi nidadır. Yani, çağırma harfidir. Allah Teâlâ Hazretleri bu nida harfiyle, Habibine, Cebrâil (aleyhisselâm)ile nida ediyor, sesleniyor. “Ey elbisesine bürünerek yatan” (قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا) azı müstesna, geceyi kalk.

Allah Teâlâ Hazretlerinin bu hitabı, başta Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimize’dir. Sonra onun vasıtasıyla bütün ümmetine hitabıdır. Nice hoş yorganlar altında, has yataklar içinde yatan insanlar vardır. Fakat bu muameleden hiç haberleri yoktur. Böyle bir şey duymadılar. Böyle bir şey duymak da istemiyorlar. Geçmiş ve gelecek her şeyi affolunmuş olduğu halde, Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimize muamele böyle ise, ya onun ümmeti olan bizlere nasıldır acaba? Ona ne emir olunuyorsa, bazıları müstesnâ, hepimize emir olunuyor. İman ettikten sonra, onlara da bu emirler teveccüh eder.

İnsan beş saatten fazla uyumamalı! Ali Haydar Efendi Hazretleri (kuddise sirruhû) günde beş saat uyku, insana kâfidir buyurmuşlardır. Yalnız tez yatmalı, tez kalkmalı, yolcuya yolculuk gerekir. Onun fazla uyuması, fazla konuşması, fazla oturması ve hem de kadın-erkek bir arada oturması, hiç yerinde bir iş değildir. Önümüzde mesuliyetler, muhasebeler vardır. Yine o büyük zat buyururlar ki: “Yarın ahirette amel defterini önüne açacaklar ve kitabını oku” diyecekler. Sen dünyada ne yaptı isen, onları kitabından madde madde okuyacaksın. Kendi kitabın bir tarafa, Kur’an-ı Kerim bir tarafa konulacak sonra, ikisi karşılaştırılacak ve sana denilecek ki; “Şu yapmış olduğun yanlış işleri, benim kitabımın, yani Kur’an-ı Kerim’in neresinde gördün, böyle işlere Kur’an-ı Kerimde müsaade yoktu, sen niçin yaptın?” İşte insan o zaman çanağı kırdığını, sütü döktüğünü anlayacak.

Okumaya çalışalım, bilmediğimizi bilmeye çalışalım. Okuduğumuz gibi, hocalarımızdan duyduğumuz gibi, tatbik edelim. O zaman bizim defterimizde, Kur’an’a muhâlif bir madde yazılmış olmaz. Kitabımız önümüze açıldığı zamanda da, “eyvah!” demiş olmayız.

Sure-i Kehf’deki şu ayet-i kerimede bu meseleyi izah etmektedir.

وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِمِينَ مُشْفِقِينَ مِمَّا فِيهِ وَيَقُولُونَ يَاوَيْلَتَنَا مَالِ هَذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً إِلَّا أَحْصَاهَا وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا
حَاضِرًا وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ أَحَدًا

(وَوُضِعَ) Konuldu. Yani, konulacak. Ne? (الْكِتَابُ) Kitap (فَتَرَى) görürsün, kimi? (الْمُجْرِمِينَ) mücrimleri. Yani, günahkârları, nasıl görürsün? (مُشْفِقِينَ) korkucu oldukları halde (مِمّاَ) o şeylerden dolayı ki (فِيهِ) ondadır. Yani, o kitapta yazılıdır. (وَيَقُولُونُ) derler (يَاوَيْلَتَناَ) vah bize! (مَالِ هَذَا الْكِتَابِ) Bu kitaba ne oldu ki (لَا يُغَادِرُ) bırakmıyor (صَغِيرَةً) ufak (وَلَا) yine bırakmıyor (كَبِيرَةً) büyük (إِلَّا أَحْصَاهَا) illâ hepsini saydı, tespit etti (وَوَجَدُوا) buldular (مَا) o şeyleri ki (عَمِلُوا) yapmışlar (حَاضِرًا) hazır olarak (وَلَا يَظْلِمُ) zulmetmez (رَبُّكَ) senin Rabbin (أَحَدًا) hiç bir kimseye.2

Hülâsa: O günde, herkesin âmelini beyan eden kitap, kendi önüne konur. O zaman Habibim sen, mücrimleri, o kitapta olan günahlarından korkar oldukları halde görürsün ve derler ki: “Gel ey bizim helâkımız gel” Şu kitaba ne oldu ki küçük, büyük hiçbir amel terk etmiyor, illâ her birini sayıyor.” Ve onlar her ne amel işlediler ise, onu hazır bulurlar. Ve Rabbin Teâlâ hazretleri hiçbir kimseye zulmetmez.

Şimdiye kadar, bilmeyerek bazı hatalar ve yaramaz işler yaptık ise, Sure-i Tâ-Hâ’nın seksen ikinci ayeti celilesi mûcibince istiğfara sarılmalıyız.

وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدَى

(وَإِنِّي) Muhakkak ben Azîmüşşan (لَغَفَّارٌ) elbette ziyade mağfiret ediciyim (لِمَنْ) ol bir kimseyi ki (تَابَ) tevbe etti (وَآمَنَ) ve iman etti (وَعَمِلَ) ve amel’i salih işledi (ثُمَّ اهْتَدَى) ondan sonra doğru yolda, sebât gösterdi.3

İşte bu ayeti kerime mûcibince istiğfara sarılmalı, Tevhid’e yapışmalı, kusurları telâfi etmeli. Allah Teâlâ Hazretlerinin dinine sarılarak, Kur’an-ı Kerim’e yapışarak ve habibinin ittiba eteğine sağlam sarılarak, sağlam yaşayıp, sağlam ölelim. Yani bu din-i mübin-i islâm öyle meşru oldu ki, bir yerden anlamayarak ve gaflet ederek işi bozarsan, öbür taraftan düzeltebiliyorsun. Böyle kolaylık mevcut iken, yine de, insan perîşanlık ederse kusur kimindir? Elbette kendinden başkasında kusur bulamayacaktır.

Mevlâ Teâlâ Hazretleri, sevgili Habibine (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve onun vasıtasıyla bütün ümmetine emrediyor (يَاأَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ) ey elbisesine bürünerek yatan (قُمْ) kalk. Emir Allah Teâlâ Hazretlerinden gelen emirdir. Ey Müslümanlar! Kâinatı ve bizi Allah Teâlâ Hazretleri yarattı, istediği ve dilediği gibi bize emretmeye salahiyetlidir. İstediği şeyi helâl ve dilediği şeyi haram etmeye kâdirdir. Ondan başka salâhiyetli bir kimse yoktur. Nahl suresinin şu ayeti kerimesi de bunu anlatmaktadır.

وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هَذَا حَلَالٌ وَهَذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ

(وَلَا تَقُولُوا) Demeyiniz (لِمَا) o şeyler hakkında ki (تَصِفُ) vasıflandırıyor (أَلْسِنَتُكُمُ) lisanlarınız (الْكَذِبَ) yalan yere (هَذَا حَلَالٌ) şu helâldir (وَهَذَا حَرَامٌ) ve şu haramdır (لِتَفْتَرُوا) iftira etmeniz için (عَلَى اللَّهِ) Allah Teâlâ Hazretlerine karşı yalan. (إِنَّ الَّذِينَ) Muhakkak o kimseler ki (يَفْتَرُون) iftira ediyorlar (عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ) Allah Teâlâ Hazretlerine yalanı (لَا يُفْلِحُونَ) Felâha kavuşamazlar.

Hülâsa: Allah Teâlâ’ya iftira etmeniz için, lisanlarınız yalanı, kendine sıfat ittihaz ettiğinden dolayı, şu şey helâldir ve şu şey haramdır demeyin. Allah Teâlâ Hazretlerine yalan iftira atanlar felaha kavuşamazlar.4

Vazifemiz Kur’an’a yapışmaktır. (وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا) Allah Teala’nın habline (ipine, dinine) yapışınız (وَلَا تَفَرَّقُوا) Birbirinizden ayrılmayınız.5 Nazm-ı celil’i de bunu nâtıktır.

Dersimizin ayet-i kerimesine gelelim:

يَاأَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ (1) قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا (2) نِصْفَهُ أَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا (3) أَوْ زِدْ عَلَيْهِ

(قُمِ) Kalk. Neyi kalk? (اللَّيْلَ) Geceyi veya gecede (إِلَّا قَلِيلًا) azı müstesna. Mevlâ (celle celâluhû)hepsini kalk buyurmuyor. Kullarının istirâhatı için de vakit ayırıyor. Bundan sonraki ayet-i celileler, bu sözü tefsir ediyor.

نِصْفَهُ أَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَلِيلًاأَوْ زِدْ عَلَيْهِ
وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا

(نِصْفَهُ) Gecenin yarısını kalk. Meselâ: Kısa gecelerde, gece on saat ise, beşini yat, beşini kalk ibadetle meşgul ol (أَوِ انْقُصْ) yahut noksan et (مِنْهُ) yarısından (قَلِيلًا) az. Yani üçte birinde kalk (أَوْ زِدْ) yahut onun üzerine ziyade et. Yani yarısından ziyade et. Üçte iki kadar bir zamanda namaz kılmaya çalış. Gece kalkmanın, bazen yarısı, bazen üçte biri, bazen de üçte ikisi var. Bu emir Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimizedir, denilirse, Sure-i Dehr’in şu ayetlerine bakmalıdır.

وَمِنَ اللَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلًاإِنَّ هَؤُلَاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَاءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلًا

(وَمِنَ اللَّيْلِ) Gecenin saatlerinin bazısında (فَاسْجُدْ لَهُ) onun için (Rabbin için) secde et (وَسَبِّحْهُ) ve onu tesbih et (لَيْلًا طَوِيلًا) uzun gecede. Bu ayet-i kerimede yine Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kalkmasını emrediyor. Ondan sonraki ayet-i kerimeye gelince: (إِنَّ هَؤُلَاءِ) Muhakkak ki şunlar (gece kalkmayanlar) (يُحِبُّونَ) seviyorlar (الْعَاجِلَةَ) dünya hayatını (وَيَذَرُونَ) bırakıyorlar (وَرَاءَهُمْ) arkalarında (يَوْمًا ثَقِيلًا) çok ağır bir günü.6

İşte bu ayet-i kerime, kalkmayanları zemmediyor. Demek ki Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) nasıl ki kalk emrediliyor, onun ümmetlerine de öyle emrediliyor. İslâm’ın bidayetinde, gece namazı herkese vacip idi. Sonra sadece Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) vacip oldu. Ümmetine de vacibe yakın sünnet-i müekkede oldu. Fakat meşayıh-ı izâm (kuddise sirruhû) buyuruyorlar ki: “Mâdem ki Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimize uymak (ittiba) vaciptir. O halde, gece namazı da ümmete vaciptir.” Bu sözü ben sevdim.

Zâriyât Sûresinin şu ayet-i kerimeleri de, gece namazına kalkanları medh ediyor.

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (15) آخِذِينَ مَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَلِكَ مُحْسِنِينَ (16) كَانُوا قَلِيلًا مِنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ (17) وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

(إِنَّ الْمُتَّقِينَ) Muhakkak müttekîler (فِي جَنَّاتٍ) yeşil ağaçlıklı, gayet çiçekli bahçelerdedirler (وَعُيُونٍ) billûr gibi, son derece tatlı gözeler (pınarlar) yanındadırlar (آخِذِينَ) alıcı oldukları halde (مَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ إِنَّهُمْ) Rablerinin kendilerine verdikleri nimetleri (إِنَّهُمْ) zira muhakkak onlar (كَانُوا) idiler (قَبْلَ ذَلِكَ) bundan önce, yani dünyada (مُحْسِنِينَ)  iyilik ediciler. (كَانُوا) idiler, (قَلِيلًا مِنَ اللَّيْلِ مَا) geceden, az bir taifede (az bir vakitte) (يَهْجَعُونَ) uyurlar (وَبِالْأَسْحَارِ) ve seher vakitlerinde (هُمْ) onlar (يَسْتَغْفِرُونَ) istiğfar ederlerdi.7

Sure-i İsrâ’da da bu mevzûda ayeti kerimeler vardır.

أَقِمِ الصَّلَاةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا
وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا

(أَقِمِ الصَّلَاةَ) Namazı kıl (لِدُلُوكِ الشَّمْسِ) güneşin zevâlinden (إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ) gecenin karanlığına kadar, yani öğle-ikindi-akşam-yatsı namazları murad ediliyor.) (وَقُرْآنَ الْفَجْرِ) sabah namazını da kıl; zira (إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ) muhakkak sabah namazı (كَانَ مَشْهُودًا) meleklerin şahid olduğu bir namazdır. Çünkü sabah namazında gece ve gündüz melekleri, nöbet değiştirirken hazır bulundular. (وَمِنَ اللَّيْلِ) ve gecenin bazısında (فَتَهَجَّدْ بِهِ) Kur’an okuyarak teheccüd namazı kıl (نَافِلَةً لَكَ) Habibim, sana nafile olarak. Yani günlük beş vakit farzlardan ayrı olarak, sana vacib (عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ) Rabbinin, seni kâim kılması (göndermesi, yükseltmesi) ümit edilir (مَقَامًا مَحْمُودًا) şefâat makamına.8 Efendimize (sallallâhu aleyhi ve sellem) verilen makamlar, veraset yolu ile, ona tâbi olanlara da, derecelerine göre verilir.

الأولياء والعلماء يشفعان يوم القيامة فنرجو أن يشفعا لنا ولم يعرضا عنا

“Kıyamet gününde, veliler ve alimler şefaat edeceklerdir. Bizlere şefaat etmelerini ve bizlerden yüz çevirmemelerini umud ederiz,” İbaresi de buna delildir.

Bunlara benzer daha nice ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler vardır. Bunları öğrenmeden durmak, tembellik edip okumamak, asla doğru değildir. Okuyup amel etmemek de doğru olmaz. Okuyup ihlâs üzere amel etmek: Başta Rasulüllah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) müctehidlerin ve pîrân’ın yoludur. (Allah Teâlâ onlardan razı olsun). Onların yolundan yürümemiz gerekir. Rabbim (celle celâluhû)cümlemize nasib eyleye! Amîn! Ve bu hususta bize yardımcı ola! Amin!

Tekrar dersimizin esas ayetlerine dönelim: (Ayet: 4’ün devamı)

(وَرَتِّلِ) Tane tane oku (الْقُرْآنَ) Kur’an-ı Kerîm’i (تَرْتِيلًا) tane tane okumakla. Yani “Ey Habibim! Kur’an-ı Kerîm’i harflerini beyan ederek, ağır ağır oku.”Kur’an-ı Kerim’i okuyan kimsenin, “tecvide” riayeti lazım olduğuna, bu ayet-i kerimede işaret vardır.

Gece ibadeti, gündüz ibadetine benzemez. Zaten ilerdeki ayet-i kerimeler bunu anlatıyor. Bazı büyükler; Kur’an-ı Kerim’i okurken, eğer kalpleriyle, kalp kulaklarıyla okuduklarını dinlememişlerse ve Mevlâ Teâlâ Hazretlerinin huzurunda olduklarından gâfil olmuşlarsa, onu tekrar okurlardı. İnsan Kur’an-ı Kerim’i okurken, şunu bitireyim diye bakmamalı, yavaş yavaş, tane tane okumalı, Mevlâ Teâlâ’nın ismi şerifi geçtikçe, onu anarak, vaadler geldiği zaman dua ederek, vaidler, yani tehdid ayetleri geldiği vakitte “Aman ya Rabbi bizi bunlardan koru,” diye, Allah Teâlâ Hazretlerine sığınarak okumalıdır.

Kur’an deyip de geçmeyelim. Kâinatı yaradanın kitabıdır. Onun kitabına, hiçbir kitap müsâvi olamaz. Değil büyük insanlar, bir çocuk bile azıcık düşünse, bunun farkına varır. Ne oldu bize? Dünya tamamen bizi Kur’an-ı Kerim’den ayırdı ve onu bize maalesef unutturdu.

Bu mevzûda Kaside-i Bürde’de ne güzel beyitler vardır.

إن تتلها خيفة من حرّ نار لظى

… أطفأت نار لظى من وردها الشّبم

(Beyt: 100)

“Eğer sen Kur’an-ı Kerim’i Cehennemin hararetinden korktuğun için okuyursan!

Cehennemin hararetini onun soğuk virdi ile söndürürsün.”

كأنّها الحوض تبيضّ الوجوه به

… من العصاة وقد جاؤوه كالحمم

“Kur’an-ı Kerim sanki bir havuzdur, kendisine kömür gibi simsiyah gelen, âsîlerin yüzlerini ağartır.”9

Kur’an-ı Kerim’le meşgul olmanın fazileti hakkında nice hadis-i şerifler vardır. Biz birkaç tanesini zikredelim.

مَنْ قَرَأَ حَرْفًا مِنْ كِتَابِ اللَّهِ فَلَهُ بِهِ حَسَنَةٌ، وَالحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا، لَا أَقُولُ الم حَرْفٌ، وَلَكِنْ أَلِفٌ

حَرْفٌ وَلَامٌ حَرْفٌ وَمِيمٌ حَرْفٌ

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: “Her kim, Allah’ın kitabından yani Kur’an-ı Kerim’den bir harf okursa, ona bundan sebep on hasene (sevap) vardır. Her bir hasene de, on misli iledir. Yani on kere katlanır. Ben (الم) bir harftir demiyorum. Belki, Elif bir harf, Lâm bir harf, Mîm bir harftir diyorum.” Demek ki (الم) diyen tam otuz sevap almış olur.10

Diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyruluyor:

خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ القُرْآنَ وَعَلَّمَهُ

“Sizin en hayırlınız, Kur’an-ı öğrenen ve öğreteninizdir.”11

Bu mevzûda diğer bir hadis-i şerif de şöyle:

أَشْرَافُ أُمَّتِي حَمَلَةُ الْقُرْآنِ وَأَصْحَابُ اللَّيْلِ

“Ümmetimin en şereflileri, Kur’an-ı yüklenenler ve gece namazına devam edenlerdir.”12

Diğer bir hadis-i şerif:

مَثَلُ الَّذِي يَقْرَأُ القُرْآنَ، وَهُوَ حَافِظٌ

لَهُ مَعَ السَّفَرَةِ الكِرَامِ البَرَرَةِ

“Kur’an-ı Kerim’i, tecvidini ve ahkâmını muhafaza ederek okuyan kimse,13 sefere-i Kirâm Melekleriyle beraberdir.”

Mevzu gelmişken, Kur’an-ı Kerim’in Nûr ve Buhrân olduğunu beyan eden, şu ayet-i kerimeleri de zikretmek yerinde olur.

يَاأَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمْ بُرْهَانٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ نُورًا مُبِينًا

(يَاأَيُّهَا النَّاسُ) Ey insanlar! (قَدْ جَاءَكُمْ) Muhakkak size geldi (بُرْهَانٌ) Burhan (bu ayet-i kerimedeki Burhan, Efendimiz Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hazretleridir.) (مِنْ رَبِّكُمْ) Rabbinizden (وَأَنْزَلْنَا) ve biz indirdik (إِلَيْكُمْ) size (نُورًا مُبِينًا) apaçık bir Nûr, (Buradaki Nûr, Kur’an-ı Kerimdir.)14 Bunun gibi:

قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللَّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبِينٌ

(قَدْ جَاءَكُمْ) Muhakkak size geldi, (مِنَ اللَّهِ) Allah Teâlâ Hazretlerinden, (نُورٌ) Nur, (bu Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’dir,) (وَكِتَابٌ مُبِينٌ) ve apaçık bir kitap (bu kitap da Kur’an’dır.)15

يَهْدِي بِهِ اللَّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ

وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ

وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

(يَهْدِي بِهِ اللَّهُ) Allah (celle celâluhû)onunla, yani Kur’an-ı Kerim’le kavuşturur. (مَنِ) O kimseleri ki (اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ) Onun (Allah Teâlâ’nın) rızasına tâbi oldu. Nereye kavuşturur? (سُبُلَ السَّلَامِ) Selâmet yollarına (Allah Teâlâ’nın yollarına, islâma, imana.) (وَيُخْرِجُهُمْ) ve onları çıkartır, (مِنَ الظُّلُمَاتِ) karanlıklardan (küfür ve cehaletten) (إِلَى النُّورِ) Nura (aydınlığa, İslam’a, İman’a) (بِإِذْنِهِ) Kendi izniyle (وَيَهْدِيهِمْ) ve onları hidayet eder (إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ) dosdoğru yola (hak dinine),16  buyrulmuştur.

Yine biz dersimizin esas ayetlerine dönelim:

إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا

(إِنَّا) Muhakkak biz (سَنُلْقِي) yakında vahyedeceğiz (inzal edeceğiz) (عَلَيْكَ) Sana (قَوْلًا) öyle sözü ki (ثَقِيلًا) çok ağır. Yani Ey Habibim! Sana, manevi ağırlığı çok olan ayetler indireceğiz.

Sure-i Haşr’ın şu ayet-i kerimesi, Kur’an-ı Kerim’in manen ağırlığını bize anlatmaktadır.

لَوْ أَنْزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ
خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ….

(لَوْ أَنْزَلْنَا) Eğer bir Azîmüşşan indirseydik (هَذَا الْقُرْآنَ) şu Kur’an-ı Kerim’i (عَلَى جَبَلٍ) bir dağ üzerine (لَرَأَيْتَهُ) elbette sen o dağı görürdün (خَاشِعًا) huşû edici, başını eğici (مُتَصَدِّعًا) parçalanıcı (مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ) Allah Teâlâ Hazretlerinin korkusundan.17

İşte koskoca dağları parçalayan, Kur’an-ı Kerim’in manevi ağırlığıdır. Ya Rab! ne hikmettir ki koca dağlar Kur’an-ı Kerim’in heybetinden, manevi ağırlığından parçalanıyor da, şu insanoğlu, tesirlenmiyor bile. Demek ki: insan, bazen taşlardan da, kayalardan da serttir ve katıdır.

Şu ayet-i kerimede bunun delilidir:

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاءُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

(ثُمَّ قَسَتْ) Sonra katılaştı (قُلُوبُكُمْ) kalpleriniz (مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ) bundan sonra, yani kudret-i ilâhiyye’ye delâlet eden ayetleri gördükten sonra. (فَهِيَ) o kalpler (كَالْحِجَارَةِ) taş gibidir. (أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً) veya sertlikte daha şiddetlidir. (وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ) muhakkak taşlardan vardır (لَمَا) öyleleri ki (يَتَفَجَّرُ) akar (مِنْهُ) ondan (الْأَنْهَارُ) ırmaklar (وَإِنَّ مِنْهَا) ve yine muhakkak taşlardan vardır  (لَمَا) öyleleri ki (يَشَّقَّقُ) yarılır (فَيَخْرُجُ) çıkar (مِنْهُ) ondan (الْمَاءُ) su (وَإِنَّ مِنْهَا) ve yine taşlardan vardır (لَمَا) öyleleri ki (يَهْبِطُ) düşer, dökülür, yuvarlanır (مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ) Allah’ın (celle celâluhû)korkusundan (وَمَا اللَّهُ) Allah Teâlâ olmadı (بِغَافِلٍ) gafil (عَمَّا تَعْمَلُونَ) yaptıklarınızdan.18

Allah (celle celâluhû)bizleri; karanlıkta, aydınlıkta, mecliste, tenhada, karada, denizde, havada, evde, dükkanda, tarlada, iş yerinde, ölçerken, tartarken, kalplerimizdeki niyetlerimizi görüyor.

Sûre-i Alâk’ın şu ayet-i kerimesinde Mevlâ Teâlâ buyuruyor:

أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى

“Bilmez mi (o kafir, ebu Cehil ve avanesi) ki, Allah Teâlâ şüphe yok görür.”19

Sûre-i Nisa’da ise şöyle buyuruyor:

وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

(وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي) O Allah Teâlâ Hazretlerinden korkun ki (تَسَاءَلُونَ بِهِ) onun ile birbirinizden istiyorsunuz (وَالْأَرْحَامَ) ve Rahimleri (akrabalık bağlarını) kesmekten de korkun (إِنَّ اللَّهَ) muhakkak Mevlâ Teâlâ Hazretleri (كَانَ عَلَيْكُمْ) sizin üzerinize oldu (رَقِيبًا) gözcü, murakıp.20

Bu mevzuda daha nice ayet-i kerimeler vardır. Kur’an-ı Kerim mesuliyet cihetinden ağır bir kitaptır. Fakat bunu anlamak için; Canlı olmak, şuurlu olmak, manevi hayata kavuşmak gerekir. Uykuda olan veya sara marazına mübtelâ olan bir insan üzerine en büyük kaya yuvarlansa onu anlamaz.

Ya Rab! Bizi rıza-ı şerifine kavuştur! Amin!

Zikrullah vasıtasıyla, Rasulüllah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) yükletilmiş ise; Onun varislerine de, tâbî olmak ve varis olmak yolu ile bu ağır yük, derecelerine göre yükletilmiş oluyor.

Kendilerine kitap yükletildiği halde, taşımayanların halini, Cenab-ı Hak Kitab-ı Keriminde şöyle beyan ediyor:

مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْرَاةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَارًا بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

(مَثَلُ الَّذِينَ) Öyle kimselerin meseli ki (حُمِّلُوا) yükletildiler (التَّوْرَاةَ) Tevrât kitabına yani Tevrât kitabı kendilerine yükletildi. (ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا) Sonra onu yüklenmediler. Yani Tevrât’ın muktezasınca amel etmediler (كَمَثَلِ الْحِمَارِ) onların misali, o eşeğin misaline benzer ki (يَحْمِلُ) yüklenir, taşır (أَسْفَارًا) büyük kitaplar.21

Burada bilip de bildiği ile amel etmeyenler, sırtında ciltler dolusu kitap taşıyıp da, içindekilerden habersiz olan eşeğe benzetiliyor. Yükletilen ister Tevrât, ister İncil, ister Kur’an olsun, eğer içindekiler tutulmuyorsa mesele aynıdır. Bu fakir, böyle şeyden çok korkarım.

Ey Allahım! Bu kitabı bize sen yükledin, hakkıyla taşımasını da cümlemize nasip eyle. Amin!

Kitabı yüklenenlerin sonunda alacakları mükâfat ile kitabı yüklenmeyip yüz çevirenlerin sonunda düşecekleri sıkıntıları, Sûre-i Hûd’un şu ayet-i kerimeleri şöyle anlatıyor:

الر كِتَابٌ أُحْكِمَتْ آيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ (1) أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ إِنَّنِي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ (2) وَأَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذِي فَضْلٍ فَضْلَهُ وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَبِيرٍ

(الر) Bununla Cenab-ı Hak neyi murad ettiğini kendisi daha iyi bilir. (كِتَابٌ) Şu Kur’an-ı Kerim öyle bir kitaptır ki: (أُحْكِمَتْ) Muhkemleştirilmiştir (آيَاتُهُ) ayetleri (ثُمَّ فُصِّلَتْ) sonra tafsil edildi (مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ) Hakim ve Habir olan Cenab-ı Hak tarafından. Niçin ayetleri muhkem kılındı, sonra tafsil edildi? (أَلَّا تَعْبُدُوا) ibadet etmeyesiniz (إِلَّا اللَّهَ) ancak Allah Teâlâ’ya edesiniz için (إِنَّنِي) muhakkak ben (لَكُمْ) sizin için (مِنْهُ) onun tarafından (نَذِيرٌ) korkutucuyum (وَبَشِيرٌ) ve müjdeleyiciyim. Daha niçin Kur’an-ı Kerim ayetleri muhkemleştirildi ve tafsil edildi? (وَأَنِ اسْتَغْفِرُوا) Mağfiret isteyesiniz için (رَبَّكُمْ) Rabbinizden (ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ) sonra ona tövbe ediniz (يُمَتِّعْكُمْ) sizi mükâfatlandırır. Yani ibadet yalnız Allah Teâlâ’ya tahsis edilir ve günahlar, istiğfar ile eritilirse, Mevlâ Teâlâ sizi mükâfatlandırır (مَتَاعًا حَسَنًا) güzel bir nimetle (إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى) muayyen olan vakte kadar. Yani ölünceye kadar sizi en güzel şekilde yaşatır. (وَيُؤْتِ) verir (كُلَّ ذِي فَضْلٍ) her fazilet sahibine (فَضْلَهُ) fazlını (وَإِنْ تَوَلَّوْا) eğer yüz çevirirseniz (فَإِنِّي) muhakkak ben (أَخَافُ) korkarım (عَلَيْكُمْ) sizin üzerinize (عَذَابَ يَوْمٍ كَبِيرٍ) büyük bir günün azabından.22

Hülâsa: Ancak Rabbimize ibadet edeceğiz, ona tövbe ederek ona rucû edeceğiz. Böylece Mevlâmız (celle celâluhû)Bizleri fazl-ı keremiyle mükâfatlandıracak, aksi halde, büyük azaplara dûçar olacağını insanoğlu unutmamalıdır.

Şimdi yine asıl ayetlerimize gelelim:

إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْئًا وَأَقْوَمُ قِيلًا

(إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ) muhakkak gece ibadete kalkıcı nefis (هِيَ) o, (أَشَدُّ) daha şiddetlidir. (وَطْئًا) Külfet, ağırlık bakımından ve sebat bakımından. Çünkü gecenin sakinliği yüzünden huzur-ı kalbin daha ziyade olması el verir (وَأَقْوَمُ) ve daha muhkemdir (قِيلًا) sözü anlamak ve tesirlenmek bakımından.23

Gece ses yok, etraf tenha gösteriş yok, işittirmek yok. Huzur üzere Mevlâ Teâlâya ibadet etmek var. Cenab-ı Hak (celle celâluhû)cümlemizi o âlî derecelere yükseltsin. Amin!

Anlaşılmayacak ne var ki? Sabahlara kadar uyumayalım? Ah! Ahir zaman Ah! İnsanlar gündüzün öteye beriye koşuyorlar, akşam olunca toplaşıyorlar, eğlenceler, çok yemekler, çok içmekler, komşulara gidip-gelmeler, yarı gecelere kadar uyku saatlerini israf etmeler, sonra da gaflet üzere uyumaklar, milleti de harâb etti.

Burası, bu fani dünya, boş konuşma yeri değil. Burası nefs-i emmaremizin, istediği şekilde hareket etme yeri değil. Esas zevk yeri, keyif yeri, ahirettir. İşte ayet-i kerimeler:

مُتَّكِئِينَ فِيهَا عَلَى الْأَرَائِكِ لَا يَرَوْنَ

فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا

(مُتَّكِئِينَ) Yaslanıcı oldukları halde (فِيهَا) onda, yani cennette (عَلَى الْأَرَائِكِ) tahtlar üzerinde (لَا يَرَوْنَ) görmez oldukları halde (فِيهَا) onda (شَمْسًا) güneş (وَلَا زَمْهَرِيرًا) şiddetli soğuk da.24

Diğer ayet-i kerimenin manası da şöyle:

مُتَّكِئِينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلِينَ

(مُتَّكِئِينَ) Yaslanıcı oldukları halde (عَلَيْهَا) koltuklar üzerinde (مُتَقَابِلِينَ) karşı karşıya yani, karşılıklı.25

İşte bu işleri, yani keyf ve zevk işlerini oraya havale etmeli ve orada Allah Teâlâ Hazretlerinin dostlarıyla karşı karşıya oturup sohbet etmeli. İki zevki bir arada insana vermezler. Ya dünya, ya ahiret. Aldanmayalım, avanak olmayalım. Tam yatacağın zaman gelip insanı konuştururlar. Kusura bakmayın “yatma saati geldi” demeli ve hemen yatmalı.

Bir yerde bir zaman, şöyle bir olay cereyan etmiş. Bizim için de bunda ders var. Onun için zikretmekte faide görüyorum: Bir adam bir yere misafir gitmiş. Ev sahibi ona izzet ikram edince memnun olmuş. Ev sahibi, misafiri bugün-yarın gider diye bekler dururmuş. Misafir halinden memnun olunca, pek gitmek taraftarı değil. Bir gün geçmiş, iki gün geçmiş, üçüncü günü ise misafir pencereden dışarı bakarak: “Bugünde hava sert, esiyor” demiş, yani bu gece de buralıyım demek istemiş. Ev sahibi de kurnaz, misafirin niyetini anlayınca dayanamamış: Evet! “Esîr-Pusûr amma yolcu havası” deyivermiş.

Yolculuk!

Hem de ne yolculuk! Ne uzak yol bizim yolculuğumuz! Dünyada böyle uzak yola çıkan bir insan düşün; gideceği yer uzak, akşam yaklaşmış, yollar tehlikeli. Faraza, birisi gelse de onu konuştursa, acaba yolcu olan adam ona uyar mı? Yoksa, “Allah’a emanet olun, esselâmu aleyküm” der de yoluna mı devam eder? Ahiret yolundan daha ehemmiyetli yol mu var? İyice düşünecek olursak, dünya için ve nefis için bir kelime bile konuşulmaz, hep bu işler gevşekliğimizden ileri geliyor.

Dikkat edelim! Seni fuzûli yere meşgul edenler, öldüğün vakit, mezarda seninle arkadaşlık yaparlar mı? Sorguya gelen meleklere cevap vermekte sana yardımcı olabilirler mi? El cevap: “Hayır!” ancak, mezara konulduğumuzda bir telkîn okurlar bize. Sonrada amelinle baş başa bırakıp ayrılırlar. Ya Rabbi! Her zaman olduğu gibi o dar günümüzde de yardımcımız ol. Amin!

Yâ Erhamerrâhimîn!   Yâ Erhamerrâhimîn!   Yâ Erhamerrâhimîn!
Tut elimizden, yardım eyle bize, kusurlarımızı affet. Bundan sonra kusur işlemekten muhafaza eyle.
İlim, amel, ihlası cem etmeyi nasib eyle.
Geçmişlerimize rahmet eyle.

Dualarımızı fazlınla kabul eyle.
ÂMÎN.

Dipnotlar


1- İbni Hişam, es-Sire, 1/235.
2- Kehf Sûresi:49.
3- Taha Sûresi: 82.
4- Nahl Sûresi: 116.
5- Âli İmran Sûresi: 103.
6- Dehr=İnsan Sûresi: 26/27.
7- Zariyat Sûresi: 15/16/17/18.
8- İsra Sûresi: 78/79.
9- İmam Bûsırî, el-Kasîdetü’l-Bürde, Beyt: 100-101.
10- Tirmizi, Fezailü’l-Kur’an: 16, No: 2910, 5/175. Beyhaki, Şuabü’l-İman, No: 1982, 2/341.
11- Buhari, Fezailü’l-Kur’an: 21, No: 4739, 4/1919.
12- Beyhaki, Şuabü’l-İman, No: 2447, 4/233. Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebir, No: 12662, 12/125.
13- Buhari, Tefsir: 417, No: 4653, 4/1882. Müslim, Salatü’l-Müsafirin: 244, No: 798. 1/549.
14- Nisa Sûresi: 174.
15- Maide Sûresi: 15.
16- Maide Sûresi: 16.
17- Haşr Sûresi: 21.
18- Bakara Sûresi: 74.
19- Alak Sûresi: 14.
20- Nisa Sûresi: 1.
21- Cuma Sûresi: 5.
22- Hud Sûresi: 1-3.
23- Müzemmil Sûresi: 6
24- İnsan Suresi: 13
25- Vakıa Sûresi: 16