İsmailağa Dergisi Resmî Web Sitesidir
Topbar widget area empty.
Ahir Zamanda Müslümanlar ve Dünyevileşme Takdim Yazısı Full view

Takdim Yazısı

Ahir Zamanda Müslümanlar ve Dünyevileşme

Allah-u Te’âlâ’ya hamd-ü senâ, Sevgili Habîbi Muhammed Mustafa’ya (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve ona tâbi ümmetine salât-ü selâm olsun!

Dünyevileşme batılı tabirle sekülerizm konusunun bir dergi sayısında anlatılıp hallolacak bir mesele olmadığının farkındayız. Ancak en azından zihinlerde bir işaret fişeği oluşması için ele aldık. Dünyevileşme/sekülerizm’in anlaşılması için meselenin kaynağına ve sekülerizm’in temsilcisi durumunda bulunan bugünkü Batı toplumunun dünyevileşme sürecine kısaca göz atalım.

Hazreti İsâ’nın dünyadan ayrılmasının ardından putperest Roma devleti Hıristiyanlığı yasak etti. Hıristiyanlar Roma devleti içinde uzun süre dinlerini gizli yaşadılar ve tebliğ ettiler. Nihayet inananların sayısı yeterince çoğalınca devlet yeni dini tanımak zorunda kaldı. Tanırken de papazlarla pazarlık etti. Kendi istediğim kadarını kabul ederim diye. Hıristiyan din adamları bunu kabul ettiler. Bu durum esaslı bir bozulmayı beraberinde getirdi. Bu arada Roma devleti de Hıristiyan oldu.

Hıristiyan Roma devleti içinde kilise mühim bir mevki elde etti. Artık papazların hem mevki ve makamları hemde paraları vardı. Papazlar ne diyorsa o oluyordu. Kilise toplumu sıkıyor, ortalığı kasıp kavuruyordu.

İslam gelip de Hıristiyanlar mağlup olmaya başlayınca kilise toplumu bir arada tutmaya çalıştı. Mevkisini koruma gayreti ile… Müslüman olup makam mevki ve dünyalık gelirlerini kaybetme korkusu ile kilise babaları İslâm’a savaş açtı. Bu mücadele içinde kilise öncü rol oynadı. Zaferler vaad etti. Haçlı savaşları düzenledi.

Müslümanlar karşısında savaşlar kaybedildikçe baskılar daha da arttı. Ardından kiliseye itiraz sesleri yükselmeye başladı. Batı toplumu kiliseye karşı özgürlük savaşı başlattı. Nihayet dini yalnız Allah’ile kul arasında kafasına göre yaşanan vicdani bir şey olarak gören Protestanlık doğdu. Böylece kilise yani din kurumu önce tamamen kişinin yani nefsin eline bırakıldı. Sonraki dönemde de büsbütün hayatın dışına itildi. İşte buna da sekülerizim deniyor. Seküler demek tamamen din dışı olmak demektir.

Batı toplumu bu süreci yaşarken makineleşme-teknoloji dediğimiz bugünkü mekanik başarıyı da beraberinde buldu. Her ikisine birden (dinden uzaklaşma ve teknoloji) modernizm tabirini kullandılar. Moderizm hem dinsizliği hem teknolojiyi ifade eder oldu.

Batının makine başarısına hayran yerli maskaralar modern olursak makine ve teknikte de başarılı oluruz zannı ile dinsizlik yarışına girdiler. Batılı ve Hıristiyan modernlerde onları zevkle ve keyifle desteklediler.

Yerli batı hayranları ne tam teknik olabildiler (makine sanayi konusunu başaramadılar) nede onlar gibi tam dinsiz. İki arada kaldılar. Sanayideki durum ortada. Her kötülüğü işledikleri halde dedem de hocaydı, babaannem de namaz kılardı deyip Müslümanlığı kimseye bırakmadıkları da ortada. İşte buna da ‘Türkiye tipi modern’ diyoruz.

İsmailağa dergisi olarak bu sayımızda “Ahir Zamanda Müslümanlar ve Dünyevileşme” konusunu işledik, işlemeye çalıştık. “Sevgili üstadımızın sohbetleri”, “Risale-i Kudsiyye” ve Mektûbât’tan “Âlemin Fesâdı Âlimin Fesâdı İledir” yazıları ile başladık. “Dünyevîleşme ve Müslüman Hayatına Tesiri”, “Modern Dünyanın Genleşen İhtiyaç Tasavvuru”, “Nevzuhur Fetvaların Amacı” ve “Seküler Anlayışın Anadolu Seferi” konu başlıklarımızdan bazıları. Derviş Bohçası’nda “Zühdün Mahiyeti”, Fıkıh köşemizde “Azîmet ve Ruhsat” ve Ehl-i Sünnet İnancı köşemizde Hüseyin Avni hocamız “Ehl-i Sünnet Ne Demektir?” konularını yazdılar.

“İsmailağa Kürsüsünden” “Rivayetler Işığında Cübbe” Şemaili Şerîf’ten “Hâtemünnübüvve” ve Altun Silsile’den “Mevlânâ Şah Ğulâm Ali Abdullah Dehlevî’nin (Kuddise Sirruhû)” hayatı ilginizi çekecek yazılarımızıdan bazıları. Toplam yirmidört yazı ile yine dolu dolu karşınızdayız. Hasbel beşer hatalarımızı affetmenizi ve bizi uyarmanızı siz dostlarımızdan istirham ederiz. Ayrıca derginin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ederiz

Ve minellâhi’t-tevfîk.

Saygılarımla
Ömer AKYILDIZ